Dolce Vita

Alp Bartu

Alp Bartu’nun Dolce Vita sergisi, hatırlamanın kendisini bir deneyime dönüştürür. Bartu’nun resimleri gündelik hayatın içinden seçilmiş, fakat zamansal ağırlığı beklenmedik biçimde yoğunlaşmış anların izini sürer. Bu anlar, zihinde yeniden kurulan halleriyle varlık kazanır.


Bisikletler, dans eden figürler, kıyılar, iç mekanlar ve kalabalıklar tekrar eden imgeler olarak belirir. Ancak bunlar geçmişin sabit temsilleri değildir. Aksine, şimdinin içinde dolaşan, dönüşen ve süreklilik kazanan görüntülerdir. Bartu’nun eserlerinde zaman doğrusal akışını yitirir; geçmiş, şimdi ve olası gelecek birlikte, yarı saydam olarak yer alır.


Bu noktada resim, bir görme pratiğidir. Her özne kendi dünyasını kurar. Bartu ile eser arasında tek yönlü bir ilişki yoktur. Sanatçı resmi kurarken, resim de onu kurar. Ortaya çıkan şey, devinen bir anlatı olur. Bu çoğulluk en belirgin biçimde müzikle kurulan ilişkide görünür. Eserler, işitsel bir deneyime yaklaşır. Figürler, ritimlerin taşıyıcıları olur. Ancak bu ritmin altında kalabalık ile yalnızlık arasında sürekli işleyen bir karşıtlık vardır. Figürler çoğu zaman bir aradadır ama birbirlerine temas etmezler. Bu, resimlerde parlak ve canlı renklerle örtülür; fakat dikkatli bir bakış, ince bir melankolinin dolaştığını hisseder.



Kadın figürleri bu dünyanın merkezinde yer alır. Onlar, güçlü duygulanım alanlarının oyuncularıdır. Renkle kurdukları ilişki, onları hem somut hem de soyut kılar. Kırmızı bir elbise ile; neşe, hüzün, arzu ve anılar aynı anda var olabilir. Bu nedenle Bartu’nun figürleri, çağrıştırdıklarıyla da var olur. Mekan, bu çağrışımın taşıyıcısıdır. İç mekanlarda sıkışan, yoğunlaşan yaklaşan figürler; dış mekanlarda gevşer, açılır ve uzaklaşır. Perspektif, izleyiciyi resmin içine çeken bir derinlik yaratır.

Alp Bartu’nun bize sunduğu şey, yaşamın duyumsanma biçimidir. Dolce Vita, bu nedenle mutluluğa dair görsel bir düşüncedir. Aynı zamanda eserleri yaşamı kabul eden bir tavırdır; gündeliğin akışını daha yavaş, farkında ve estetik olarak eserlerine taşır. Tatlı Hayat, anların geçiciliği içinde bile onların güzelliğini görebilme hâli olarak tüm anlatıyı yaşam sevincine açar.


Zamansız Sanatın İzinde

Ankara’nın sanatsal dokusuna yeni bir nefes getiren Timora Sanat, farklı disiplinlerden sanatçıların özgün eserlerini bir araya getirerek, modern ve çağdaş sanatın dinamiklerini  kucaklıyor.

Misyonumuz, sanatın dönüştürücü gücünü görünür kılmak ve sanatçılarla sanatseverler arasında yaratıcı bir bağ kurmaktır. Vizyonumuz, evrensel sanat anlayışını yerel dokuyla harmanlayarak, kültürel bir buluşma noktası olmaktır.

Timora Sanat olarak, sanatı sadece izlemekle kalmayıp hissetmek, sorgulamak ve paylaşmak isteyen herkes için bir platform sunuyoruz. Her sergimizde, hem izleyicilerin hem de sanatçıların ufkunu genişletecek bir yolculuk vaat ediyoruz.

TİMORA SANAT

Timora Sanat, sanatın evrensel dilini kullanmak ve gerçekleştirdiği sergiler ve diğer sanatsal aktivitelerle akıllarda iz bırakmak anlayışıyla kurulmuştur. Temel amacı, sanat ve sanatseverlerin buluşmasını sağlamak, sanata olan ilgiyi artırmak, genç sanatçılara destek olmak ve sanatsal kavramların daha çok tartışılmasına zemin hazırlamak olan Timora Sanat, sergileme, galeri konuşmaları, yetişkin eğitimleri ve farklı sanatsal aktivitelerin yapılmasına yönelik, yaklaşık 300 m2 bir alan oluşturan 3 ayrı salonda faaliyetini yürütecektir.

Haberler, özel etkinlikler ve daha fazlası hakkında bilgi almak için hemen kaydolun!